Bu gün için planlanmamış bir şekilde sinemaya gitmeye
karar verince iki alternatifi göz önünde bulundurduk ; Nuri Bilge Ceylan
ve Woody Allen .
Yağmurlu ve kapalı bir gün olmasından mütevelli Bir
Zamanlar Anadolu 'daki karanlık atmosferin iyi gelmeyeceğini düşünerek
tercihimizi Paris ten yana kullandık.
Film harikulade Paris manzaralarıyla başladı.Filmdeki
en büyük sahtekarlık fona bir ŞEHRİ koyup çekmeleri bence.Paris görselllerinin
filmdeki tüm rollerin önüne geçmesinden dolayı da bu filmi başarısızlıkla
suçlayabilirim aslında.Bence yönetmen BARCELONA filminde işe yarayan bu tekniği burada da uygulayarak kolaya kaçmış.Ama bu
güzel yöntem ile insan PRAG hatta İSTANBUL fonlu bir filmin nasıl olabileceğini
de merak etmiyor değil.
Hikayedeki ana kahraman GIL tipik bir çok kazanan
holywood senaristi olarak karşımıza çıkıyor ama filme konu olması gerek ya ,
hayatından memnun değil ve aslında edebi bir şeyler ortaya koymak
istiyor( onu kim tutuyorsa artık!) Kendi güvensizlikleri ve endişeleri içinde
Parisi bir ilham perisi olarak görüyor.Geçmişe duyulan hasret ve Parisin
çekici bohem havasını romanındaki gibi kendi hayatına da fon olarak yerleştirmek
istiyor.
Karakterin konuşmaya ilk başlağı kişi nişanlısı
INEZ..son derece talepkar nişanlısının muhafazakar ailesi de
onlarla birlikte. Filmin ilkinci dakikasında bu birlikteliğin olmayacağı
basbas bağrıyor.3-4. dkdan sonra gruba birde Inezin ukalanın önünde giden bir erkek
arkadaşı ve onun sevgilisi de giriyor.Gene birkaç dakika sonrasında, GIL ve
INEZ başbaşa kaldığında Inez karşılaştıkları arkadaşına üniversitedeyken
platonik olarak aşık olduğunu söylüyor. Ve bundan anlıyoruz ki INEZ hem antipatik
, hem paragöz ,hemde filmin ilerleyen dakikalarında kesinlikle GIL'i
aldatacak.
Bu kadar açık sinyallerden sonra GIL'in
PARIS sokaklarında kaybolması ve tam gece yarısında olmak istediği zamana 1920’lere
düşüvermesi bu sıradan ve sığ romantik komediden birde bire kopmasına neden
oluyor.FITZGERARD CIFTI , HEMIGWAY derken dönemin paris'inde ordan oraya
savrulmaya başlıyorlar.En hoş sahneler ise Sürrealistlerin yanında ,gelecekten
geldiğini , itiraf etmesi olsa gerek . "You are surreal, but I am a
standard rate" sözü bayağı güldürdü..
Adrianna adındaki bir dilberle hafif bir aşne fişne
konusu ise INEZ'in antipatikliği nedeniyle hoş karşılanıyor.Ama
karakterin zayıf yönlerini en net açığa koyduğu sahne ,Adrianna 'nın günlüğünü
bulup orda bir çift küpe sonrası beraber olduklarını okuyunca gün yüzüne
çıkıyor.Filmin bu bölümünden sonraki yanlış anlamalar bir Amerikan komedisinden
beklenen tatta.
Derken 1920’lerden , Adrianna ‘nın hayalindeki “altın
çağ”a bir zaman sıçraması daha yaşanıyor ve karakterin aydınlandığı anı görüyoruz.
Berthol Breht’in tarihselleştirme dediği noktaya
geliyoruz.
Hiç kimse yaşadığı zamanı objektif olarak
değerlendiremez. Yıllar sonra geriye
dönüp bakıldığında ancak büyük resim gözükür ve ancak o zaman dönemin kıymeti
yada kıymetsizliği açığa çıkar.
GIL bu keşfiyle Paris sokaklarına geri döner ve anı
yaşamaya karar verir.Nişanlısından ayrılır ve daha önceden tanıştığı Plakçı kızla bir köprü üzerinde rastlaşıp
yeni bir maceraya yelken açar….
Aynı dönemde yaşayan sanatçıların ekrandaki hallerini
görmek oldukça eğlenceliydi ama woody Allen’ın kadın karakterleri tek fıskede
harcaması inanılmaz geldi bana. Barcelona’da da aynısını hissettirmişti.
Filmi izledikten sonra bana hep “ya önceden” sorusuna
takılmama neden olmuştur.
GIL karakterinin evlenmeye karar verdiği kızın bu
kadar antipatik ve kişiliksiz olması ve kolayca harcanması , derken Adrianan
nın ünlülerin şöhret ışığında parlaması ve güzelliği dışında bir meziyeti
olmaması derken karşısına çıkan plakçı kız..
Fazla mı feminist düşünüyorum bilmiyorum ama Woody
Allen’ın kadın karakterlerle bir sorunu olduğunu düşünüyorum. Çok filmini izlemedim
ama izlediklerimde hepsini sığ ve yarım bırakıyormuş gibi geliyor.
Genel olarak fazla düşündürmeyen eğlenceli ve keyifli bir Amerikan
yapımıydı.Son derece güzel bir Paris panoraması ve ünlüler geçidi ile hoş bir filmdi.
-“I see... a rhinoceros...”
**P.S. Woody allen'ın gençlik dönemlerindeki filmlerini izlemem gerek gerek galiba.. çünkü az önce tesadüfen şu yorumla karşılaştım ; " gençliğinde yarattığı kadın karakterler
entellektüel, çok bilmiş, hafif maskülen ve güvensizken; son filmlerinde
libidosu yüksek, eğitimsiz, cesur ve tutkulu kadın karakterlere kafayı takmış"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder